Eren
New member
Burada en çok yapılan hata, radyokarbon tarihini yanlış yorumlamak.
Birmingham örneğinde %95,4'lük olasılık aralığı 568–645 olarak veriliyor. Bu, bilimsel olarak “el yazması kesinlikle 568 yılında yazıldı” anlamına gelmez. Birmingham Üniversitesi de açıkça radyokarbon analizinin hayvan derisinin ölüm tarihini ölçtüğünü ve mürekkebin tarihlendirilmediğini belirtiyor. University of Birmingham
Üstelik paleografi de tek başına kesin bir yıl vermez. Yazı biçimleri dönemlere göre değişir ama modern bir takvimde “bu yazı 612 yılında yazılmıştır” şeklinde kesin sonuç üretmek genellikle mümkün değildir.
Bu yüzden en güvenilir yaklaşım, radyokarbon + paleografi + metinsel karşılaştırma + fiziksel inceleme sonuçlarını birlikte değerlendirmektir.
Birmingham yazmasında da tam olarak böyle bir kombinasyon görüyoruz.
Örneğin 2017 yılında yapılan multispektral görüntüleme çalışmasında gizli bir alt yazı bulunmadığı ve eserin palimpsest olmadığı sonucuna varıldı. University of Birmingham
Bu da Sana’a ile Birmingham arasındaki farkı daha da belirgin hale getiriyor.
Tübingen Yazması da Tabloyu Değiştiriyor
Konunun yalnızca iki el yazması arasında geçmediğini görmek için Almanya'daki Tübingen Kur’an parçasına da bakmak gerekiyor.
Tübingen Üniversitesi tarafından incelenen Ma VI 165 numaralı el yazmasının parşömeni üç örnek üzerinden radyokarbon yöntemiyle test edildi. Sonuç, %95,4 olasılıkla 649–675 CE aralığını gösterdi. Üniversite bu yazmanın daha önce 8. veya 9. yüzyıla tarihlendiğini, bilimsel incelemenin ise 7. yüzyıla ait olduğunu ortaya çıkardığını belirtiyor. Universität Tübingen
Bu örnek çok öğretici.
Çünkü eski kataloglarda verilen tarihler her zaman son söz değil. Yeni bilimsel teknikler kullanıldığında bir el yazmasının tarihi ciddi biçimde değişebiliyor.
Bu nedenle “en eski Kur’an hangisi?” sorusu aslında sürekli güncellenebilen bir araştırma sorusu.
Yarın başka bir koleksiyonda bulunan ve bugün yeterince incelenmemiş bir parşömenin daha erken bir döneme ait olduğu ortaya çıkabilir.
Birmingham Yazmasının İlginç Bir Tarihçesi Var
Bir başka ilginç ayrıntı da eserin aslında 2015 yılında bulunmamış olması.
Birmingham Üniversitesi bu iki yaprağın 1930'larda Alphonse Mingana tarafından satın alınan Mingana Collection'a girdiğini belirtiyor. Daha sonra yapraklar başka bir Kur’an yazmasının parçalarıyla yanlış biçimde aynı cilt içinde bir araya getirilmişti. Alba Fedeli'nin paleografik araştırması sonucunda yaprakların düşündüğünden çok daha eski olabileceği fark edildi ve 2014'te Oxford'da radyokarbon testi yapıldı. Sonuçlar 2015 yılında kamuoyuna duyuruldu. University of Birmingham+1
Yani aslında “keşif” kelimesi biraz yanıltıcı.
Fiziksel olarak eser onlarca yıldır koleksiyondaydı. Asıl keşif, eserin gerçek tarihsel öneminin yeniden değerlendirilmesi oldu.
Bence bu ayrıntı, arkeoloji ve tarih çalışmalarında neden sadece “bulundu” haberlerine değil, kataloglama, karşılaştırma ve yeniden inceleme süreçlerine de önem vermemiz gerektiğini gösteriyor.
Peki Bu El Yazmaları Kur’an Tarihi Açısından Ne Değiştiriyor?
Burada çok dikkatli olmak gerekiyor.
Birmingham yazmasının erken tarihli olması, tek başına Kur’an tarihine ilişkin bütün soruları çözmüyor. Aynı şekilde Sana’a palimpsestindeki metinsel farklılıklar da “Kur’an'ın tamamı sonradan oluşturuldu” gibi basit bir sonuca otomatik olarak götürmez.
Erken İslam tarihi zaten sözlü aktarım, yazılı parçalar, farklı yazım gelenekleri ve daha sonra standartlaşan yazı sistemleri gibi birden fazla aktarım kanalının bulunduğu karmaşık bir alan.
Birmingham yazması bu açıdan önemli çünkü çok erken tarihlenen fiziksel bir Kur’an metninin varlığını gösteriyor.
Sana’a palimpsesti ise erken dönemde metnin yazıya geçirilmesiyle ilgili daha karmaşık bir tablo sunuyor.
Tübingen yazması da erken dönem Kur’an yazmalarının coğrafi ve maddi çeşitliliğini gösteriyor.
Dolayısıyla elimizde tek bir “kayıp parça” değil, birbirini tamamlayan bir erken el yazması arşivi oluşuyor.
Dini Değer ile Tarihsel Değer Aynı Şey mi?
Bence forum tartışmasının en ilginç kısmı burası.
Bir Müslüman için Birmingham Kur’an’ının değerini yalnızca “1.400 yıllık tarihi belge” olarak tanımlamak yetersiz kalabilir. Metnin dini anlamı, fiziksel yaşından bağımsızdır.
Bir tarihçi içinse aynı eser öncelikle erken İslam dönemine ait maddi bir kaynak olabilir.
Bir konservatör açısından ise parşömenin fiziksel yapısı, mürekkep, bağlama biçimi ve korunma koşulları ön plana çıkabilir.
Bir müze ziyaretçisi için ise eser, geçmiş ile bugün arasında fiziksel bir bağlantı hissi yaratabilir.
Bunların hiçbirini diğerinin yerine koymak zorunda değiliz.
Hatta aynı kişinin bile esere bakarken birkaç farklı perspektifi aynı anda taşıması mümkün.
Bu nedenle “objektif bilim” ile “duygusal yaklaşım” arasında kesin bir kadın-erkek ayrımı yapmak yerine, bilimsel, dini, kültürel, kişisel ve toplumsal bakışların birlikte değerlendirilmesi daha sağlıklı görünüyor.
Sonuç: “En Eski Kur’an Nerede?” Sorusunun En Doğru Cevabı
Soruyu tek cümleyle yanıtlamak gerekirse:
Dünyanın kesin olarak en eski Kur’an’ının nerede bulunduğu konusunda bilimsel bir uzlaşma yoktur. Ancak Birmingham Üniversitesi'nde bulunan Birmingham Kur’an yazması, parşömeni 568–645 CE arasına %95,4 olasılıkla tarihlenmiş, günümüze ulaşan en erken Kur’an yazılı kanıtlarından biridir. University of Birmingham+1
Birmingham’daki iki yaprak bugün İngiltere’de Birmingham Üniversitesi Cadbury Research Library'de korunuyor. Sana’a palimpsesti ise Yemen’deki 1972 keşfiyle erken Kur’an metinleri araştırmasının en dikkat çekici kaynaklarından biri haline geldi. Tübingen’deki parça ise 649–675 CE aralığıyla yine erken dönem yazmalar arasında yer alıyor. Universität Tübingen+1
Dolayısıyla “en eski Kur’an Birmingham’da bulundu” demek, kamuoyundaki kısa anlatım olarak anlaşılabilir olsa da akademik açıdan daha dikkatli ifade şudur:
Birmingham Kur’an’ı, günümüze ulaşmış en erken Kur’an el yazması parçalarından biridir; fakat mevcut kanıtlar onun dünyanın tartışmasız en eski Kur’an nüshası olduğunu göstermemektedir.
Asıl heyecan verici taraf da belki burada.
Bin yıldan daha uzun süre önce yazılmış birkaç parşömen yaprağı bugün hâlâ bilim insanlarının tarih, yazı, dil ve metin aktarımı hakkında yeni sorular sormasına neden oluyor. Bir tarafta radyokarbon ölçümleri ve paleografi gibi son derece teknik yöntemler, diğer tarafta insanların bu metinlere yüklediği dini ve kültürel anlamlar var.
Sizce bir el yazmasının değerini belirlerken yaşı mı, metinsel farklılıkları mı, fiziksel bütünlüğü mü, yoksa insanlık tarihindeki etkisi mi daha önemli?
Ve daha ilginç bir soru: Yeni teknolojiler sayesinde bugün bilmediğimiz başka erken Kur’an parçaları ortaya çıkarılırsa, mevcut Kur’an tarihi anlatımızın hangi bölümleri yeniden tartışmaya açılabilir?
Kaynaklar
- University of Birmingham, The Birmingham Qur’an Manuscript / Frequently Asked Questions - radyokarbon tarihi, içerik, paleografi, köken ve “en eski” iddiasının sınırları. University of Birmingham
- University of Birmingham, Research and Conservation - radyokarbon yönteminin parşömenin hayvan derisi yaşını ölçmesi ve multispektral görüntüleme sonuçları. University of Birmingham
- University of Birmingham, The Birmingham Qur’an - yazmanın içeriği ve 568–645 CE tarih aralığı. University of Birmingham
- University of Tübingen, Rarität entdeckt: Koranhandschrift stammt aus der Frühzeit des Islam - Ma VI 165 yazmasının 649–675 CE radyokarbon tarihlemesi. Universität Tübingen
- Birmingham Üniversitesi’nin 2015 tarihli araştırma duyurusu - Birmingham yazmasının yeniden değerlendirilme süreci ve Oxford radyokarbon testi. University of Birmingham
Birmingham örneğinde %95,4'lük olasılık aralığı 568–645 olarak veriliyor. Bu, bilimsel olarak “el yazması kesinlikle 568 yılında yazıldı” anlamına gelmez. Birmingham Üniversitesi de açıkça radyokarbon analizinin hayvan derisinin ölüm tarihini ölçtüğünü ve mürekkebin tarihlendirilmediğini belirtiyor. University of Birmingham
Üstelik paleografi de tek başına kesin bir yıl vermez. Yazı biçimleri dönemlere göre değişir ama modern bir takvimde “bu yazı 612 yılında yazılmıştır” şeklinde kesin sonuç üretmek genellikle mümkün değildir.
Bu yüzden en güvenilir yaklaşım, radyokarbon + paleografi + metinsel karşılaştırma + fiziksel inceleme sonuçlarını birlikte değerlendirmektir.
Birmingham yazmasında da tam olarak böyle bir kombinasyon görüyoruz.
Örneğin 2017 yılında yapılan multispektral görüntüleme çalışmasında gizli bir alt yazı bulunmadığı ve eserin palimpsest olmadığı sonucuna varıldı. University of Birmingham
Bu da Sana’a ile Birmingham arasındaki farkı daha da belirgin hale getiriyor.
Tübingen Yazması da Tabloyu Değiştiriyor
Konunun yalnızca iki el yazması arasında geçmediğini görmek için Almanya'daki Tübingen Kur’an parçasına da bakmak gerekiyor.
Tübingen Üniversitesi tarafından incelenen Ma VI 165 numaralı el yazmasının parşömeni üç örnek üzerinden radyokarbon yöntemiyle test edildi. Sonuç, %95,4 olasılıkla 649–675 CE aralığını gösterdi. Üniversite bu yazmanın daha önce 8. veya 9. yüzyıla tarihlendiğini, bilimsel incelemenin ise 7. yüzyıla ait olduğunu ortaya çıkardığını belirtiyor. Universität Tübingen
Bu örnek çok öğretici.
Çünkü eski kataloglarda verilen tarihler her zaman son söz değil. Yeni bilimsel teknikler kullanıldığında bir el yazmasının tarihi ciddi biçimde değişebiliyor.
Bu nedenle “en eski Kur’an hangisi?” sorusu aslında sürekli güncellenebilen bir araştırma sorusu.
Yarın başka bir koleksiyonda bulunan ve bugün yeterince incelenmemiş bir parşömenin daha erken bir döneme ait olduğu ortaya çıkabilir.
Birmingham Yazmasının İlginç Bir Tarihçesi Var
Bir başka ilginç ayrıntı da eserin aslında 2015 yılında bulunmamış olması.
Birmingham Üniversitesi bu iki yaprağın 1930'larda Alphonse Mingana tarafından satın alınan Mingana Collection'a girdiğini belirtiyor. Daha sonra yapraklar başka bir Kur’an yazmasının parçalarıyla yanlış biçimde aynı cilt içinde bir araya getirilmişti. Alba Fedeli'nin paleografik araştırması sonucunda yaprakların düşündüğünden çok daha eski olabileceği fark edildi ve 2014'te Oxford'da radyokarbon testi yapıldı. Sonuçlar 2015 yılında kamuoyuna duyuruldu. University of Birmingham+1
Yani aslında “keşif” kelimesi biraz yanıltıcı.
Fiziksel olarak eser onlarca yıldır koleksiyondaydı. Asıl keşif, eserin gerçek tarihsel öneminin yeniden değerlendirilmesi oldu.
Bence bu ayrıntı, arkeoloji ve tarih çalışmalarında neden sadece “bulundu” haberlerine değil, kataloglama, karşılaştırma ve yeniden inceleme süreçlerine de önem vermemiz gerektiğini gösteriyor.
Peki Bu El Yazmaları Kur’an Tarihi Açısından Ne Değiştiriyor?
Burada çok dikkatli olmak gerekiyor.
Birmingham yazmasının erken tarihli olması, tek başına Kur’an tarihine ilişkin bütün soruları çözmüyor. Aynı şekilde Sana’a palimpsestindeki metinsel farklılıklar da “Kur’an'ın tamamı sonradan oluşturuldu” gibi basit bir sonuca otomatik olarak götürmez.
Erken İslam tarihi zaten sözlü aktarım, yazılı parçalar, farklı yazım gelenekleri ve daha sonra standartlaşan yazı sistemleri gibi birden fazla aktarım kanalının bulunduğu karmaşık bir alan.
Birmingham yazması bu açıdan önemli çünkü çok erken tarihlenen fiziksel bir Kur’an metninin varlığını gösteriyor.
Sana’a palimpsesti ise erken dönemde metnin yazıya geçirilmesiyle ilgili daha karmaşık bir tablo sunuyor.
Tübingen yazması da erken dönem Kur’an yazmalarının coğrafi ve maddi çeşitliliğini gösteriyor.
Dolayısıyla elimizde tek bir “kayıp parça” değil, birbirini tamamlayan bir erken el yazması arşivi oluşuyor.
Dini Değer ile Tarihsel Değer Aynı Şey mi?
Bence forum tartışmasının en ilginç kısmı burası.
Bir Müslüman için Birmingham Kur’an’ının değerini yalnızca “1.400 yıllık tarihi belge” olarak tanımlamak yetersiz kalabilir. Metnin dini anlamı, fiziksel yaşından bağımsızdır.
Bir tarihçi içinse aynı eser öncelikle erken İslam dönemine ait maddi bir kaynak olabilir.
Bir konservatör açısından ise parşömenin fiziksel yapısı, mürekkep, bağlama biçimi ve korunma koşulları ön plana çıkabilir.
Bir müze ziyaretçisi için ise eser, geçmiş ile bugün arasında fiziksel bir bağlantı hissi yaratabilir.
Bunların hiçbirini diğerinin yerine koymak zorunda değiliz.
Hatta aynı kişinin bile esere bakarken birkaç farklı perspektifi aynı anda taşıması mümkün.
Bu nedenle “objektif bilim” ile “duygusal yaklaşım” arasında kesin bir kadın-erkek ayrımı yapmak yerine, bilimsel, dini, kültürel, kişisel ve toplumsal bakışların birlikte değerlendirilmesi daha sağlıklı görünüyor.
Sonuç: “En Eski Kur’an Nerede?” Sorusunun En Doğru Cevabı
Soruyu tek cümleyle yanıtlamak gerekirse:
Dünyanın kesin olarak en eski Kur’an’ının nerede bulunduğu konusunda bilimsel bir uzlaşma yoktur. Ancak Birmingham Üniversitesi'nde bulunan Birmingham Kur’an yazması, parşömeni 568–645 CE arasına %95,4 olasılıkla tarihlenmiş, günümüze ulaşan en erken Kur’an yazılı kanıtlarından biridir. University of Birmingham+1
Birmingham’daki iki yaprak bugün İngiltere’de Birmingham Üniversitesi Cadbury Research Library'de korunuyor. Sana’a palimpsesti ise Yemen’deki 1972 keşfiyle erken Kur’an metinleri araştırmasının en dikkat çekici kaynaklarından biri haline geldi. Tübingen’deki parça ise 649–675 CE aralığıyla yine erken dönem yazmalar arasında yer alıyor. Universität Tübingen+1
Dolayısıyla “en eski Kur’an Birmingham’da bulundu” demek, kamuoyundaki kısa anlatım olarak anlaşılabilir olsa da akademik açıdan daha dikkatli ifade şudur:
Birmingham Kur’an’ı, günümüze ulaşmış en erken Kur’an el yazması parçalarından biridir; fakat mevcut kanıtlar onun dünyanın tartışmasız en eski Kur’an nüshası olduğunu göstermemektedir.
Asıl heyecan verici taraf da belki burada.
Bin yıldan daha uzun süre önce yazılmış birkaç parşömen yaprağı bugün hâlâ bilim insanlarının tarih, yazı, dil ve metin aktarımı hakkında yeni sorular sormasına neden oluyor. Bir tarafta radyokarbon ölçümleri ve paleografi gibi son derece teknik yöntemler, diğer tarafta insanların bu metinlere yüklediği dini ve kültürel anlamlar var.
Sizce bir el yazmasının değerini belirlerken yaşı mı, metinsel farklılıkları mı, fiziksel bütünlüğü mü, yoksa insanlık tarihindeki etkisi mi daha önemli?
Ve daha ilginç bir soru: Yeni teknolojiler sayesinde bugün bilmediğimiz başka erken Kur’an parçaları ortaya çıkarılırsa, mevcut Kur’an tarihi anlatımızın hangi bölümleri yeniden tartışmaya açılabilir?
Kaynaklar
- University of Birmingham, The Birmingham Qur’an Manuscript / Frequently Asked Questions - radyokarbon tarihi, içerik, paleografi, köken ve “en eski” iddiasının sınırları. University of Birmingham
- University of Birmingham, Research and Conservation - radyokarbon yönteminin parşömenin hayvan derisi yaşını ölçmesi ve multispektral görüntüleme sonuçları. University of Birmingham
- University of Birmingham, The Birmingham Qur’an - yazmanın içeriği ve 568–645 CE tarih aralığı. University of Birmingham
- University of Tübingen, Rarität entdeckt: Koranhandschrift stammt aus der Frühzeit des Islam - Ma VI 165 yazmasının 649–675 CE radyokarbon tarihlemesi. Universität Tübingen
- Birmingham Üniversitesi’nin 2015 tarihli araştırma duyurusu - Birmingham yazmasının yeniden değerlendirilme süreci ve Oxford radyokarbon testi. University of Birmingham